TAŞA İŞLENEN SELÇUKLU MİRASI NİĞDE’DE YÜKSELİYOR
Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Derbent Yerleşkesi’nde yapımı tamamlanma aşamasına gelen Doç. Dr. Şahnur Yaprak Camii (İlahiyat Fakültesi Uygulama Mescidi), Selçuklu mimarisini günümüze taşıyan özgün tasarımıyla dikkat çekiyor. Rektör Prof. Dr. Hasan Uslu‘nun öncülüğünde, hayırseverlerin katkılarıyla hayata geçirilen eser, Niğde’ye kalıcı bir değer kazandırmaya hazırlanıyor.
Niğde’de Bir Tarih Yeniden Canlanıyor: Doç. Dr. Şahnur Yaprak Camii (İlahiyat Fakültesi Uygulama Mescidi), Selçuklu İhtişamını Geleceğe Taşıyor
Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Derbent Yerleşkesinde (Tema Park AVM Karşısı) inşaatı tamamlanma aşamasına gelen yeni Doç. Dr. Şahnur Yaprak Camii (İlahiyat Fakültesi Uygulama Mescidi), sadece bir ibadethane değil; Selçuklu’nun estetik ruhunu modern mühendislikle buluşturan anıtsal bir eser ve geleceğin din âlimlerinin yetişeceği canlı bir eğitim yuvası olarak kapılarını açmaya hazırlanıyor.
Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ahmet Vural, yapımı titizlikle sürdürülen caminin mimari, manevi ve eğitsel önemi hakkında çok özel açıklamalarda bulundu.
“Geçmişe Sımsıkı Basan Ama Taklit Olmayan Özgün Bir Eser”
Caminin tasarım felsefesini açıklayan Doç. Dr. Ahmet Vural, projenin sıradan bir taklit (replika) olmadığının altını çizerek şu ifadelere yer verdi:
“Caminin yapımında Selçuklu mirasına sahip çıkılmış ama asla bir kopyası yapılmamıştır. Cami tasarlanırken en çok dikkat edilen hususlardan biri, ecdat mirasına sadık kalırken özgün bir duruş sergilemek olmuştur. Caminin ana girişini süsleyen muhteşem Taç Kapı, Niğde’nin tarihi Akmedrese taş kapısının ölçüleri esas alınarak projelendirilmiştir. Ancak bu tasarım birebir kopyalanmamış; çok daha detaylı ve estetik korniş uygulamalarıyla zenginleştirilerek caminin tüm cephelerine yayılmıştır.
Caminin tasarımındaki üslup doğruluğunu ve tarihi tutarlılığı sağlamak amacıyla, Türkiye genelinde Selçuklu dönemini temsil eden çok sayıda anıtsal cami, medrese ve türbe yerinde incelenmiş ve binlerce fotoğraftan oluşan geniş bir görsel arşiv oluşturulmuştur.
Caminin inşasında en kritik tasarım kararlarından biri malzeme seçimidir. Yapının yeni bir bina olmasına rağmen tarihi ve otantik bir hissiyat uyandırmasını sağlamak amacıyla, dış cephede ocaktan yeni çıkarılan taşlar yerine tarihi yıkıntılardan toplanan özgün taşlar kullanılmıştır. Bu taşlar, Nevşehir ve çevresinde zamanında yıkılmış olan tarihi köprü, ev ve cami gibi yapılardan toplanmıştır. Toplanan bu tarihi taşlar, 8 ila 10 santimetre kalınlığında kesilerek paletler halinde şantiyeye nakledilmiş ve cephede kaplama malzemesi olarak uygulanmıştır. Yapının aşırı yıpranmış veya kirli görünmesini engellemek için, taşlar arasından özellikle temiz gri tondaki taşlar elenerek estetik bir seçilim yapılmıştır.
Çatıdaki yağmur sularının tahliyesinde modern PVC borular veya çinko tenekeler yerine tamamen Selçuklu mimarisine sadık kalınarak taş çörten uygulamasına gidilmiştir. Taş çörtenlerin ucundan sarkıtılan dekoratif zincirler vasıtasıyla yağmur suyunun estetik ve sessiz bir şekilde aşağı süzülmesi sağlanarak cephe tasarımı geleneksel yöntemlerle tamamlanmıştır.
Cami içindeki tüm zanaat işlerinde yüksek standartlarda geleneksel imalat yöntemleri sürdürülmüştür. Harim bölümünde yer alan ahşap minber, UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Konya Beyşehir Eşrefoğlu Camii’nin meşhur kündekari minberi ölçü alınarak tasarlanmıştır. Benzer şekilde, vaaz kürsüsü de son dönem camilerindeki modern tasarımlardan uzak tutularak bütünüyle geleneksel Selçuklu kürsü zanaatı doğrultusunda ahşaptan imal edilmiştir.
Caminin göğe yükselen minaresi de ince bir işçilik ve derin sembollerle örülüdür: Minare, Selçuklu sanatının vazgeçilmezi olan ve cömertlik, doğruluk, şefkat gibi ulvi değerleri temsil eden 8 köşeli (Selçuklu Yıldızı) formunda inşa edilmiştir. Minarenin işlemeli üst kısmı, imanın şartlarını sembolize edecek şekilde 6 metre yüksekliğinde tasarlanmıştır. Yerden en tepe noktaya kadar olan 16 metrelik toplam yükseklik ise, şanlı Türk-İslam tarihindeki 16 büyük devleti temsil ediyor. Minarenin en tepesindeki külah yapısı ise, ecdadın başlığı olan “Selçuklu Börkü” formunda göğe yükseliyor.
Minare gövdesindeki ve şerefe altındaki çini süslemeler İznik’te özel olarak döktürülmüştür. Bu çiniler, fayans veya fabrikasyon seramik olmayıp geleneksel çamur ve pişirme teknikleriyle üretilen orijinal çinilerdir. Çinilerin üzerindeki tezyinat ve motifler, Konya Karatay Çini Müzesi’nde sergilenen ve Selçuklu döneminin en seçkin eserleri kabul edilen çinilerden esinlenerek tasarlanmıştır.
Kadim Sanatlar Modern Teknolojiyle Buluştu
Caminin içine adım atıldığında modern dünyanın karmaşasından uzak, dingin bir manevi atmosfer ziyaretçileri karşılıyor. İç mekân aydınlatmasında modern ve parlak ışıklar yerine, tarihi camilerin o huşu dolu havasını hissettiren özel kandil aydınlatma konsepti tercih edilmiştir.
Yapının tavanında suni malzemeler yerine, orijinal ithal çam ağaçları kullanılarak el işçiliğiyle hazırlanan eskitme ahşap tavan uygulamasına yer verilmiştir. Caminin zeminini kaplayan saf yün halılar ise Sultanahmet, Süleymaniye ve Fatih camileri gibi Türkiye’nin simge mabetlerinin halılarını dokuyan Manisa’nın Demirci ilçesinde özel olarak üretiliyor. Bu halılar, Selçuklu motifleri ve caminin iç renkleriyle kusursuz bir uyum sağlayacaktır.
Cami içerisindeki hat sanatlarında da Selçuklu döneminin hakim hatlarından seçkin örnekler göze çarpıyor. Ana giriş kapısının üzerinde Tezyini ve Düğümlü Kûfî hatla yazılan “Bismillahirrahmanirrahim” yazısı yer alırken; kadınlar mahfilinde ise Selçuklu Yıldızı formunda işlenmiş, Makili hatla yazılan “La ilahe illallah” kelime-i tevhidi göz kamaştırıyor.
Geleceğin Din Âlimleri İçin Yaşayan Bir Medrese ve Eğitim Alanı
Caminin alt katı, İlahiyat Fakültesi öğrencilerinin uygulama yapabileceği, ders çalışabileceği ve sohbet edebileceği modern bir eğitim alanı (medrese) olarak kurgulanmış. Cuma, bayram ve teravih gibi cemaatin yoğun olduğu dönemlerde üst katlarla birleştirilerek 1500 ila 2000 kişilik kapasiteye ulaşabilen bu alt kat, ibadet alanını bölmemek adına tamamen sütunsuz ve bölmesiz geniş bir salon olarak tasarlanmış.
Öğrencilerin rahatça oturup ders dinleyebilmesi için etrafı çevreleyen geleneksel sedir düzenleri oluşturulmuş ve tüm zemin yerden ısıtma sistemleri ile donatılmış. Alanda kurulan özel sohbet sahnesinin arkasına, konuşmacının ve sohbetin havasına göre renk değiştirebilen modern RGB aydınlatma sistemi entegre edilmiş. Kürsü, masa ve koltuk gibi her türlü sunum düzenine uygun esnek bir teknik altyapı hazırlanarak, tüm ekipmanların saklanabileceği bir depo alanı da yapıya kazandırılmış.
Güvenlikte ve Statikte Tavizsiz Mühendislik
Caminin görünmeyen kahramanları ise perde arkasındaki güçlü mühendislik kararları olmuş. İnşaat sürecinde bir inşaat mühendisi, bir tekniker, bir makine mühendisi, bir elektrik mühendisi ve bir harita teknikeri her an aktif olarak sahada görev yapmışlar.
Bu titiz çalışma sonucunda, statik açıdan Niğde’nin depreme en dayanıklı ve olası afet durumlarında sığınak olarak kullanılabilecek sağlamlıkta bir yapısı ortaya çıkarılmış. Yapıda su yalıtımı en üst düzeyde tutulurken, profesyonel bir ses firmasıyla anlaşılarak kusursuz bir akustik sistem kurulacak. IP kameralarla donatılan camide hiçbir kör nokta bırakılmazken, güçlü elektrik hatları ve gelişmiş yangın güvenlik sistemleriyle de güvenlik en üst seviyeye taşınmış. Ayrıca sonraki dönemlerde estetiği bozacak sonradan ekleme yapay bölmelerin önüne geçmek adına özel bir imam odası ve son derece geniş ayakkabılık alanların inşaat aşamasında hazırlanması takdire şayan olmuş.
Şehir Trafiğini Rahatlatıcı Akılcı Çözüm ve Özel Şadırvan Tasarımı
Caminin üniversite sınırlarını aşarak tüm halkın kolayca erişebileceği bir merkez olması hedefleniyor. Bu amaçla caminin bulunduğu parseldeki üniversite yerleşke duvarları tamamen kaldırılarak ibadethane açık bir hale getirilecek.
Bor Yolu trafiğini tehlikeye atmamak ve camiye güvenli bir giriş sağlamak için önlemler alınacak ve cemaat için doğrudan yeni bir giriş yolu açılacak.
Caminin hemen yanında yer alan şadırvan ve abdesthane binası ise ana caminin adeta küçük bir minyatür formu olarak tasarlanmış. Dışı komple mukarnas taşlarla kaplanan bu estetik yapının içinde seramik veya fayans yerine, Selçuklu mimari ruhuna uygun eskitme traverten taşlar kullanılmıştır.
Emeği Geçenlere ve Sayın Rektörümüz Prof. Dr. Hasan Uslu’ya Gönülden Teşekkürler
Doç. Dr. Ahmet Vural, bu büyük eserin ortaya çıkmasındaki en büyük paydaşlara teşekkür ederek konuşmasını tamamladı:
“Bu muazzam eserin üniversitemize, İlahiyat Fakültemize ve Niğde halkına kazandırılmasında, sürecin en başından en son anına kadar her türlü desteği esirgemeyen, vizyonuyla önümüzü açan Sayın Rektörümüze sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz. Ayrıca gece gündüz demeden sahada aktif çalışan camii derneğine, mühendislerimize, ustalarımıza, işçilerimize, üniversitemizin Yapı İşleri Daire Başkanlığı personeline ve çevre düzenlemesine katkı sağlayacak olan belediyemize çok teşekkür ediyoruz.”
Caminin birkaç ay içerisinde ibadete hazır hale gelmesi ve çevre düzenlemesinin de tamamlanmasıyla birlikte Niğde, yüzyıllar boyunca yaşayacak muhteşem bir tarihi mirasa daha kavuşmuş olacak.